| ingilizce sözlük | seviye tespit | Anasayfa | |
| Evdeingilizce.com | |||
|
İngilizce Konuşmak İçin Tavsiyeler
|
|||
|
|
İngilizce öğrenmeye karar verdiniz. Fakat? İngilizce öğrenme isteğinizi bir şekilde kabul etmiş ve artık dil çalışmaları yapmak istiyorsunuz. Ancak nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz. Evet. Acaba, kursa mı gitsem, kendim mi çalışsam? Burada şu soruyu sormamız gerek. Dil seviyeniz nedir? Kendinizi dil noktasında çok az bir miktar da olsa da yeterli hissediyor musunuz? Eğer dil düzeyiniz hiç yok denecek kadar az ise veya belli bir motivasyona girmek, düzenli bir şekilde bir grup içerisinde eğitim almak istiyorsanız kurs tam size göre demektir. Bu grupta olup kurs arayan kimseler sitemizdeki İngilizce Dil Kursları adlı yayınımızı okuyabilirler. Belli bir dil yetkinliğine sahip olan veya şu anda bir dil kursuna devam eden arkadaşlar yazımızı okumaya devam edebilirler. Biraz dil yetkinliğim var ve kursa da gidiyorum ancak dil öğrenirken en önemli hususlar ne olmalıdır? Bu, bir dil öğrencisi için çok erken bir sorudur. Aynı zamanda, acele etmek ve birkaç ayda dili öğrenmek veya böyle bir arzu içinde olmak yanlıştır. Öncelikli olarak belirtmem gereken acele etmemek ve bir süreç içerisine yaymaktır. Bu noktada, şöyle bir soru daha güzel olacaktır. Nasıl bir tavır içerisinde dilin eğitimi götürülmelidir? Peki o halde. Dil öğrenirken nasıl bir tavır içerisinde olmak gerekir? İşte bu soru güzel. Ve cevabı da gayet basit. Anadilinizi nasıl öğrenmişseniz bu tavır içerisinde olmak gereklidir, bir diğer ifadeyle, çocuk gibi olmak. Nasıl yani? Nasıl çocuk gibi? Anlamadım. Dil eğitiminde kaçırılan bir noktadır. Ancak, bunun sağlanması dil eğitiminin de daha aktif ve başarılı olmasını sağlayacaktır. Süreci anlamak için birkaç soruma cevap vermeniz yeterli olacaktır. Çocuklar dinler değil mi sadece dinler. 2 ile 3 yıl boyunca. Evet. Kuzenim 2 yaşında ve bizleri dinliyor. Ama iyi de, benimle ne alakası var? Bir dönem sonra sadece ihtiyaç duyduğu sözcükleri söyler değil mi? Yani, 3 yıl dinleyip bir sabah kalktığında “Dün amcakızım Lütfiye ile ne güzel oyunlar oynayıverdik.” gibi bir cümle ile karşınıza çıkmaz. Sadece, su, süt, mama, baba, anne gibi basit ve ihtiyaç duyduğu sözcükleri söyler. Sizin ona dediğiniz veya duyduğu hiç bir şeyi anlamaya çalışmaz. O, kendi dünyasında yaşarken sizi dinlemesine rağmen sadece adını seslendiğiniz de yüzünüze bakar. Dil öğrencisi de böyle olmalıdır. Yani, işi olmayan yerlere girmemeli, dili her yönüyle anlamaya ve idrak etmeye kalkışmalıdır. Kalkışsa bile, nasıl ki çocuğun dünya bilgisi duydukları ile örtüşmeyince hiçbir şey anlamıyor, dil öğrencisi de kendi bildiği az miktarda şey ile tüm dilin inceliklerini hissedemez, istese dahi anlayamaz. Güzel bir noktadayız. Bir şeyler hissetmeye başladım. Lütfen devam edelim. O halde 1. kural: Duy, dinle, karşılaş, ancak kendini ilgilendireni seç ve gerisine karışma. Bu da şunu gösteriyor ki, dil eğitimi, dinleme (Listening) ile başlar ve bu esnada biriktirilen sözcükler ile. Ha. Tam ben de bunları soracaktım. Dinleme, yazma, konuşma. Başka neler var? Zaman zaman değineceğiz bu konuya ancak sorulmuşken cevaplayalım. Dil eğitimini kapsayan alanlardır. Ve temel de 4 tanedir. Dinleme (listening), okuma (reading), yazma (writing) ve konuşma (speaking/producing). Ancak bu alanlar, dilbilgisi (grammar), duyulanı yazma (dictation), telaffuz (pronunciation/intonation), özetleme (summarising) ve çeviri (translation) ile desteklenebilir. Hmm. Çocukla devam edebiliriz. Evet ne diyorduk. Ha, eğer çocuk gibi davranabilirsek dil eğitimimizin daha hızlı geliştiğini görürüz. Çünkü, yetişkin bireyin zihinsel kabiliyetleri ve kendi diline özgü bilgileri de olaya girince bu tavırda olduktan sonra bir çocuğun dil öğrenirken harcadığı süreye göre çok daha kısa sürede –yarı yarıya- ikinci bir dili öğrenecektir. Yani, duy, öğren az bir şey bil fakat sadece ihtiyacın kadarını konuş. Zaten, herhangi bir dili tüm yönleriyle bilmek imkansızdır. Dili, tüm yönleriyle bilmek sizin işiniz değildir. Sizin işiniz o dili konuşabilmektir. “Bir dili tüm yönleriyle bilmek imkansızdır.” derken? Hepimiz Türkçe konuşuyoruz. Okuyoruz ve yazıyoruz. Peki, siz bir bulmacayı elinize aldığınızda tamamını yapabiliyor musunuz? Ya da bir ilaç prospektüsü okurken orada verilen bilgileri anlayabiliyor musunuz? İki doktor bir hasta üzerinde kendi gözlemlerini dile getirirken siz o diyaloğun kaçta kaçındasınız? İşte bu soruların cevabı burada yatmaktadır. Dil, kişilerin dünya bilgisi ile gelişir ve değişir. Kişilerin dünya uğraşları ile farklılaşır. Ancak önemli olan şeyin sizin iletişim kuracak derecede konuşmanız veya konuşanı anlamanızdır. Peki o halde. Başka neler yapılmalı? Bence dil öğreniminde en önemli ve kaçırılan husus, kişilerin kendi sevdiği şeyleri yapmamasıdır. Bir çocuk için dili konuşmak hayati bir ihtiyaçken, anadilinden başka bir dili öğrenmek ise kişi için ya bir gereklilik ya da bir hobidir. Hobi olanlar şanslı, ancak gereklilik sebebiyle öğrenenlerin işi daha zordur. Çünkü, dil çalışmalarının en temelinde sevmek veya yaparken zevk almak düşüncesi olmalıdır. Aksi takdirde dili öğrenmek veya başarmak çok daha zor bir sürece dönüşecektir. Biraz daha açsak bu konuyu? Tabi ki. Aslında şunu demeye çalışıyorum. Dil öğreniyormuşum diye film izlenmez. Dil öğreniyormuşum diye kitap okunmaz. Dil öğreniyormuşum diye her önüne gelen turiste “hello!” denmez. Film vakit geçirmek zevk almak için izlenir. Kitap eğer seviyorsanız okunur. Turist ile devamı gelecekse diyaloğa girilir. Türkçesini ömür billah izlemeyeceğiniz bir filmi İngilizce izlemek size bir şey katmaz. Siz, Türkçe kitap okumayı sevmiyorsanız dil öğrenmek için gidip kitap almanız beklenmez. Yani, dil öğreniminde önce siz vardır ve sizin sevdikleriniz. Gayet iyi anladım. O halde kitap yok. Film yok. Peki nasıl öğreneceğim? Ben kitap okumayın veya film izlemeyin demiyorum. Ben sadece, yaptığınız şeyi sevmeye veya sizinle alakalı olmasına indirgeyin diyorum. Sadece ve sadece sevdiğiniz için yapın. Ve amacınız dili geliştirmek olmasın. Siz isteseniz de istemeseniz de diliniz gelişecektir çünkü. Evet. Ne yaparsan yap sevdiğini yap. Evet. Tam ben söyleyecektim. 2. kural: Ne yaparsan yap amacın dili geliştirmek değil kendini eğlendirmek olsun. Bu noktada da ilginç bir örnek verilebilir. Hiç dil eğitimi almamış arkadaşlar değil ancak bir süre film falan izleyerek kendini geliştirmeye çalışmış arkadaşlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Öğrenciler, Türk filmi izlerken kapı çalar, tuvalete gider, telefonda konuşur ve normal bir ses tonu ile izlerler. Ancak amaç dili geliştirmek için bir yabancı film izlemek ise, bu kişiyi, herkesi susturmuş kendi köşesine çekilmiş ve yüksek sesle televizyon izlerken görürsünüz. Aaa. Aynı ben. Evet öyle yapıyorum. Bu sadece size özgü değil birçok dil öğrencisi bunu yapıyor. İşte, yukarıda da dediğim şey aslında bu. 1. durumda filmi izleyerek vakit geçiren adam 2. filmde kelime yakalamaya ve anlama ermeye çalışıyor. Ki, bu da çok yanlıştır. Bir film, ya da bir konuşma kelime yakalanarak değil cümleler anlaşılarak anlamlandırılır. İyi de filmin dilini anlamıyorsam o filmi neden izleyeyim ki? İşte burada da –ne yazık ki- ülkemizdeki eğitim sisteminin problemleri devreye giriyor. Öğrencilere devamlı bir şeyin anlamı ve o şeyin birebir Türkçesi ile eğitim veriliyor. Yani, öğrenci duyduğu bir şeyi kendi gayreti ile değil Türkçesini duyunca anlayacağını sanıyor. Şimdi bunu bir şekilde örneklendirelim. Bir film izliyoruz ve hırsız bir kişinin evine giriyor ve o esnada vazoyu düşürüp ev sahibini uyandırıyor. Ev sahibi silahını kaptığı gibi alt kata geliyor ve “What the hell are you doing here?” diyor. Sizce “Al, al. Yatak odasında altın bilezik var gel onu da al” mı diyordur? Yoksa “Lanet olası! Burada ne yapıyorsun?” . “Sen kimsin? Burada ne işin var?” ya da en basit anlamla “Defol git! Yoksa seni öldürürüm mü?” işte burada adamın ne dediğinin Türkçesi değil sizin o sahneden böyle bir durumda ne deneceğini anlamanız gerekiyor. “What the hell are you doing here?” = “Sinirli olmama sebep olan ve yabancı birine kötü bir durumda söylenebilen bir cümle.” :) Gerçekten iyi anlattınız. O halde ne tip şeyler dinlemeli, izlemeli veya okumalı? 2. kuralı hatırlatırım. Yani, sevdiğiniz ilgi çektiğiniz şeyler olmalı. Sırf İngilizcem gelişsin diye, CNN kanalında finans paneli izlenmez. :) Ancak ve ancak sizi ilgilendiren içinde SİZ olan şeyler dil çalışmasına dahil edilmelidir. Yani tarih filmi seviyorsanız, tarihi filmler. Belgesel seven biriyseniz belgesel izlemeniz gerekir. Bence, hatta, başlangıçta bilip sevdiğiniz film ve belgesellerin İngilizce versiyonları ile başlamak çok daha harika olacaktır. Bu sayede, önceden Türkçesini bilip olay akışına sahip olduğunuz filmden daha çok örnek cümle çıkartabilirsiniz. Harika. Bu teklifinizden sonra, 15 tane film aldım ve hepsini izledim şimdi sırada ne var? Alıp izlediniz ancak yanlış oldu. 3. kural: Yapılan her çalışmayı tekrar tekrar yap. Ki, dil öğrenimi bu noktada başlar. Yani, bir filmi alıp izlemek değil. Tek bir filmi belki 10 belki 15 kez izlemek. Ancak, o zaman tam anlamıyla çalışma yapılmış olacaktır. Size bir soru? Dil en iyi nasıl öğrenilir? Biraz düşüneyim. Yabancı ülkede desem? Harikasınız. Bir dil, en iyi o dilin konuşulduğu yerde öğrenilir. Peki neden? Eee mecbursun da ondan. Bir önceki kadar süper ikinci bir cevap daha geldi. Peki, bana o mecburluğu biraz açar mısınız? İşte herkes konuşuyor. Sen de duya duya. Aaa! Evet! İşte dediğim noktayı yakaladınız. Yabancı bir ülkede dilin daha kısa sürede öğrenilmesi –ki bu yine sizle ilgilidir- iki temel sebebe dayanır aslında: a.Duyma Sıklığı b.Mecburiyet –ki ben buna iletişim kurma gereği/isteği diyorum- Yani TEKRAR vardır. Bir şeyi, milyon kez farklı insandan ve milyonlarca kez duyarsınız. Ve siz de artık bir şeyler demenin vakti geldiğinde sadece duyduklarınızı tekrar edersiniz. İster kabul edin ister etmeyin kendi dilinizi de bu şekilde öğrendiniz. O zaman dil öğrenimi tekrar etmek demek. Peki okumak (reading) eğitimin neresinde? Okumak ve bir şeyler okuyarak dili geliştirmek isteği de aynı önceki prosedürü takip etmelidir. Yani, ilk olarak her önünüze geleni okumayacaksınız. Dilimi geliştiriyorum diye, bir prospektüs okumayacaksınız mesela. İkinci kuralınız da, okuduğunuz şeyin bir şekilde sizin ilgi duyduğunuz sevdiğiniz şeyler olmasına gayret edeceksiniz. Eğer futbol sever biri iseniz, futbol haberleri yerine daha rahat anlayabileceğiniz futbol takımlarının tarihini okuyacaksınız. Hayvanlara ilginiz var ise, bir veteriner dergisi değil herhangi bir kaynaktan filleri açıp okuyacaksınız. Bunlar güzel de. Kelime işi nasıl olacak? Bence konuşamama sebebim buna dayanıyor? Kelime çalışması ve kelimelerin öğrenilmesi dil eğitimi sürecinin birinci basamağında yer alır. Ancak, kelimeler, bir bir sözlükteki gibi öğrenilmez. Yani, belli bir listenin ezberlenerek yapılmaya çalışılması size dil noktasında bir fayda sağlamaz. Sözlük çalışması yapmayın demiyorum, ancak yaptığınız sözlüksel çalışmanın hep dediğimiz gibi SİZ e dönmesi ve sizde hayat bulması gereklidir. Bu noktada da 4. kural devreye girmektedir. 4. kuralınız nedir? 4. kural: Her kelimeyi öğrenme ve hemen 5. kuralımızı da söyleyebiliriz. 5. Kural: Dil sözcüklerini tek tek duy ve anla ancak hep cümle içerisinde çalış. 4. ve 5. kurallar bize kelime öğrenme noktasında ciddi sinyaller veriyor. Yani bir kere, yukarıda da değindiğimiz gibi dil eğitiminiz tüm dili kapsayamaz ki bu gereksiz ve saçma bir taleptir. İkincisi, gördüğünüz her kelime sizin ile ilgili değil ve öğrenilmesi gerekli değildir. Önemli olan, öğrenilen ve gerekli kelimeyi sabitlemek ve kullanabilmektir. Ve bu çalışmayı da hep bir SİZ lik taşıyan çalışma silsilesi içerisinde yapmak. İşte benim derdim bu. Bu nasıl sağlanır. İngilizce kelime nasıl öğrenilir? İngilizce kelime başta tek kelime ve tek anlam şeklinde zihnimize girer. Orada kalıcılığı ise klasik dil öğrenimi gibi tekrar ve duyma sıklığına bağlı olarak da değişir. Tek kendisi ve anlamı ile giren kelimenin uzun süreli kalıcılığı –yani öğrenilmesi- için de o kelimenin birçok şekilde ve cümle içerisinde yer alması gerekmektedir. Yani onun SİZ leşmesi ve sizin bir parçası olması. Örnek vererek açıklamanın daha faydalı olacağı düşüncesindeyim. Örneğin bir okuma yapıyorsunuz ve o metinde “tree” sözcüğü defalarca geçiyor ve siz bu sözcüğü bilmiyorsunuz. Bir kez sözlüğe bakarak anlamını not edin “ağaç”. Sonra da, okuduğunuz metinden veya siz cümleler kurun. Kurduğunuz cümle saçma sapan, komik vs. olabilir. Önemli değildir –hatta komik ve saçmalık akılda kalıcılığı arttırdığı için daha iyidir bile denilebilir-. Şu şekilde cümleleri önce yazmaya sonra da söylemeye çalışın. “Ben bir ağacım.”, “Bu ağaç mavi.”, “Kedi ağaçta.”, “Ağaçları severim.”, “Ağacın altına oturuyorum.”, “Vay canına! Ağaca bak.” Örnekler çoğaltılabilir. Sanırım demek istediğim anlaşılmıştır. Bu çalışmayı her kelimeye yapmanız –keşke olsa- tabi ki de zordur. Ancak, en azından, en çok kullanacağınızı düşündüğünüz kelimelere öncelik verin. Ancak, bahsedilen şeyi yaptığınızda emin olun başarı gelecektir. Ve, kelime öğrenimini kendi sözcükleriniz ile yaptığınız – SİZ leştirdiğiniz – için çalışmanız size zevk verecek ve konuştuğumuz tüm noktalar gerçekleştiği için dil eğitiminiz hızlanacaktır. Anladım. Çok Teşekkürler. Yani, kelime değil, cümle çalışılmalı. Ve, kelimler tek tek değil cümle içerisinde halledilmeli… Tam olarak evet, evet, evet. Bu sağlandığında başarı gelecektir. Bu, dil eğitimi süresince her konuya uygulanabilir. Duyma sıklığını arttırdınız, sevdiğiniz kendi cümlelerinizi konuştunuz. Tebrikler! Kalıcılığı yakaladınız demektir. Peki dilbilgisi (grammar) ne ölçüde önemlidir? Öncelikli olarak İngilizceyi bir sınav için değil de konuşmak için öğreniyorsanız dilbilgisinin hiç önemi yoktur. Sadece, yapı öğreniminde ve söylemek istediklerinize hız kazandırır. Yine çocuk gibi düşünelim. Dile tamamen hakim olan çocuk eğitiminin belli bir noktasına kadar (ilköğretim 5,6,7) cümleyi oluşturan varlıklardan ve zaman kavramından haberdar değildir. Yani, dili her noktada konuşup anlayabildiği halde özne, zamir, yüklem, şimdiki zaman, geniş zaman gibi ifadeleri dildeki hakimiyet –dili konuşma, bilme- bittikten sonra öğrenir. Bu da, bize dil öğreniminde dilbilgisinin gereksiz olduğunu gösterir. 6. kural: Dili öğrenirken dilbilgisinden elinden geldiğince uzak dur. Ki, bunları bilmeyen –ilköğretim eğitimi almamış- kimse dahi dili konuşabilir ve anlayabilir. Buradan hareketle, dil öğreniminde dilbilgisinin hiç önemi yoktur diyebiliriz. Ancak, aynı anadilimizi öğrendiğimiz gibi bir zaman sonra bunlara eğilmek ve bunlar hakkında daha detaylı ve önemli bilgilere sahip olmak işimize yarayabilir, ama daha çooook zaman sonra. Ve son kural, her işte olduğu gibi başarı istiyorsanız: 7. Kural: Sen bir şeyler yapmayı iste, başkasından bekleme. Harika çok teşekkürler. Ben teşekkür ederim sabırla okuduğunuz için. Okumayı sevmeyen bir toplumda yaşadığımız için –yukarıda yazanları uzun gören ancak tavsiye bekleyenler için- kurallarımızı yenileyelim. Son sorumla toparlayayım o halde. Dil öğrenirken tavrım ve çalışma yöntemim nasıl olmalıdır? ALTIN KURAL: Bir çocuk anadilini öğrenirken nasıl davranıyorsa öyle davran. 1. KURAL: Duy, dinle, karşılaş, ancak kendini ilgilendireni seç ve gerisine karışma. 2. KURAL: Ne yaparsan yap amacın dili geliştirmek değil kendini eğlendirmek olsun. 3. KURAL: Yapılan her çalışmayı tekrar tekrar yap. 4. KURAL: Her kelimeyi öğrenme. Her şeye ermeye çalışma. 5. KURAL: Dil sözcüklerini tek tek duy ve anla ancak hep cümle içerisinde çalış. 6. KURAL: Dili öğrenirken dilbilgisinden elinden geldiğince uzak dur. 7. KURAL: Sen bir şey yapmayı iste. Başkasından bekleme. |
||
| evdeingilizce.com yayın hayatına 8 ağustos 2007 tarihinde başlamıştır. copyright 2007 evdeingilizce.com tüm hakları saklıdır hiçbir şekilde kopyalanamaz. | |||